Taşlara işlenen Anadolu tarihi!
Toprağın üstündekiler bir yana, altında da kim bilir ne hazineler barındıran Ege’de, Euromos antik kentinin hemen yanı başındaki kasabada doğup büyümüş olmanın etkisi midir bilmem, eski Yunan izlerini takip etmeyi hep çok sevdim.
Azra Erhat, Halikarnassoslu Heredotos için der ki; ‘’Heredotos evrensel bir meraka kapılıp bu kadar yer gezmek, bu kadar şey görmek, duymak ve kaydetmek sevdasına kapılmasaydı, tarihin doğması şöyle dursun, ilkçağ üstüne hiç denecek kadar az bilgimiz olur, bilgi edinmek için de günümüz arkeolojik kazılarından çıkacak tek tük çanak çömlek parçalarını beklemek zorunda kalırdık. Heredot’suz bir insan ve uygarlık bilimi düşünülemez.’’
Aynı topraklarda doğduğumuza göre atam sayılan Heredotos’un ve onun gibi nice tarihçi, gezgin, şair vs büyük adamların izinden gitmem keyifli anlar dışında aslında bir görev bile sayılabilir
Gökyüzünün maviliğine dokunmak ister gibi uzanan ve oya gibi işlenmiş sütunlar, nasıl yapıldığına her seferinde hayretler içinde kaldığım taş yontular, yıllar yüz yıllar, bin yıllar öncesinde de sanatın, sporun insan hayatının içinde olduğunu gösteren mimari yapılar, doğayla savaşmayan aksine onunla ahenk içinde yaşadığına şahit olduğumuz kadim uygarlıkların medeni izleri beni oldum olası büyülemiştir.
Muazzam bir kadim uygarlıklar cenneti olan Anadolu’da, hiç beklenmedik bir anda beklenmedik bir yerde geçmişin ayak izlerini görmek mümkün.
Tıpkı Homeros’un İlyada’sından ilk dizeleri Arnavut kaldırımlı dar sokaklarında, Rumlardan kalma taş evlerin duvarlarına çarparak yankılanırmış gibi hissettiren Gülpınar gibi…
’’Ey Khryse’yi, kutsal Killa’yı koruyan gümüş yaylı, Tenedos’un(Bozcaada) güçlü kralı Smintheus, dinle beni, bir gün sana yaraşır bir tapınak yaptıysam, boğaların, keçilerin, yağlı butlarını yaktıysam senin uğruna, şu dileğimi tez elden yerine getiriver: Gözyaşlarımın öcünü al Danolardan, oklarınla…’’
Bu dizeler kulaklarda yankılanırken sanki sokağın köşesinden Hektor çıkıverecek, elinden tuttuğu karısı Andromakhe ile birlikte.
Çünkü buralar O’nun hamisi Apollon’un topraklarıdır…
Apollon Smintheus…
‘’Fare kovan’’ ya da ‘’kötülükleri kovan’’ tanrı, bilici, okçu, sanatçı ve müzisyen! Hekim tanrı Apollon’un göz alabildiğine uzanan, çok geniş bir alan içinde ortaya çıkarılmış, sütunlar ve taş oymalardan oluşan göz alıcı güzellikteki tapınağı beliriverir Gülpınar’da hiç beklenmedik bir anda…
Azra Erhat bir de şöyle der; ‘’Çanakkale ve civarına Homeros’un İlyada’sı olmadan gelmek, çeşmeye testisiz gitmek gibidir’’
Özellikle burada İlyada’ya çok ihtiyaç olur ya da mutlaka okumuş olmak gerekir.
Çünkü devasa büyüklükteki kaidelere, on yıllık Troya Savaşı’nın Homeros’un İlyada’sında anlatılan son elli bir günü heykeltıraşlar tarafından yontularak geleceğe miras bırakılmış, Akhilleus’un yiğit ve insancıl Hektor’un cesedini arabasının arkasında sürükleyişi resmedilmiş, adı Apollon ile anılan plastik sanatların en güzel eserleri bu tapınakta kendini göstermiştir.
Anadolu topraklarında, Batı ile Anadolu’nun ilk çatışması sayılan Troya Savaşları’nın baş kahramanı Paris aşık olduğu Helen’i kaçırınca, kardeşi için Akhilleus(Aşil) ile savaşan Hektor’un yani Troyalılar’ın yanında yer alan Apollon için Troyalılar’ın bir şükran göstergesi olarak yaptığı bu tapınak Apollon’un ‘’kahinlik’’ yeteneğine atıfta bulunularak, vebayı defetmesi için halkın başvuracağı kehanet merkezlerinden biri olarak yapılmıştı.
Alt kısımdaki alanda bulunan taş sütunlar için yazılmış açıklamalar okunduğunda ise şaşırmamak elde değil…
Tanrı Apollon için yapılmış bu tapınaktaki spor müsabakalarında derece alanlara ödülleri verilirken sporcuların üstüne çıktığı kaidelerdir bunlar.
İnanılmaz değil mi?
Yunan mitolojisinin en sempati duyduğum tanrılarından olan, ‘’hekim tanrı’’ ya da ‘’hekimlik tanrısı’’ Asklepios’un da babası olan Apollon, tıpkı oğlunun Bergama’daki Asklepion’a yaptığı gibi bir hamam yapmış ve bu hamamı sadece temizliğin değil aynı zamanda sağlığın da emrine vermiştir.
Henüz tam olarak ortaya çıkarılmamış hamamın gün yüzündeki parçaları ve özellikle kemerli kapısı görülmeye değer.
Kazıların devam ettiği, toprak yüzeyine büyük bir kısmının da çıkarıldığı, konusunu Homeros’un İlyada destanından alan kabartmaların olduğu kaideleri ve Helenistik dönem İyon stilinde yapılmış mimarisi ile tamamlandığında Anadolu topraklarına kazandırılacak yeni bir antik kent olacak Apollon Smintheus’un kazı alanındaki tanıtım levhasında şunlar yazıyor:
‘’Smintheion kutsal alanı, eski çağlarda Troas’ın önemli kült merkezlerinden biridir. Tanrının Troas bölgesinde onurlandırılmasını, öncelikle Homeros’un İlyada destanındaki “Leto ile Zeus’un oğlu Apollon, güzel saçlı Leto’nun doğurduğu” anlatımından ve Akhilleus’un büyük öfkesine neden olan olaylardan öğrenmekteyiz. Tanrının fare sminthos ( Σμινθεύς) epithetonu ile tanınması, ilk kez Troas bölgesinde karşımıza çıkar.
Kültünün Troas bölgesin ilk kez ortaya çıkışı, hiç kuşkusuz bir kuruluş söylencesi ve İlyada destanındaki kimi olayların sağlıklı bir biçimde yorumlanmasında yatar. Apollon kültünün doğuşunda tarla farelerinin verdikleri zararların ve getirdikleri felaketlerin büyük payı vardır. Apollon güçlü kralları, halklarına karşı yaptıkları haksızlıklardan ötürü farelerle yayılan veba salgınlarıyla cezalandırmasını bilmiş, hakkın yerine ulaşmasına aracı olmuştur. Mysia dilinde fareye “sminthos” denmesi, Troas’a göç edenlerin bu sözcüğü ve Smintheus kültünü ilk kez burada tanımaları, kültün Troas’a özgü olduğunu akla getirir.’’
Assos(Behramkale)’tan çıktıktan sonra, Çanakkale yolunda, yol boyunca inci gibi dizilmiş Korubaşı, Bektaş, Balabanlı, Koyunevi, Bademli köylerinin içinden geçilerek gidilen Gülpınar, Troas Bölgesi’nde görülmesi gereken yerlerden sadece biri.
Kuzey Ege, yalnızca pırıl pırıl sedef rengi denizi ile değil Kaz Dağları ve çevresine sakladığı gizli hazineleri ile de Anadolu’nun en özel yerlerinden biri…
Eğer gitmediyseniz, tatil rotanızda mutlaka Kuzey Ege olmalı.
Denizden de faydalanmak isteyenlere temmuz ayını, sadece gezmek ve keşfetmek isteyenlere mayıs ve eylül aylarını tavsiye ediyorum.








